Enerji ihtiyacının yaklaşık %75’ini ithalat yoluyla karşılayan Türkiye’de enerji politikasına şimdiye kadar büyük oranda arz cephesinden yaklaşılarak, enerji açığını kapatmak için tek çare yeni enerji yatırımları olarak görülmüş, yeni yatırım olarak da ithal kaynaklara ve fosil yakıtlara başvurulmuş ancak bu süreçte enerji verimliliğine, arz cephesine oranla görece düşük öncelik verilmiştir. Bunun sonucu olarak hem dışa bağımlılık daha da artmış hem de sera gazlarının salımı önemli ölçüde yükselmiştir. Son yıllarda gündemde olan yenilenebilir enerji kaynakları, her ne kadar temiz enerji olsa da (özellikle rüzgar ve güneş) büyük ölçüde ithal malzemeye dayalı olarak dışa bağımlılığı arttırmaktadır. Yenilenebilir enerji kaynaklarının bu yönü dikkate alındığında, enerji açığının öncelikle yerli ve bedava enerji olan enerji verimliliği ile karşılanması önem kazanmaktadır.
Türkiye’nin kişi başına enerji tüketimi Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ortalamasının dörtte biri düzeyindeyken, enerji yoğunluğu OECD ortalamasının üzerindedir. Bu durumun önemli nedenlerinden birisi, yeni yatırımlar içinde enerji yatırımları oranının yüksek olmasına rağmen, teknoloji seçiminde enerji verimli sistemlerin aranması için çaba harcanmaması, hatta gelişmiş ülkelerin verimsizlik ve çevre sorunları nedeniyle terk ettiği çimento, demir-çelik gibi endüstriyel tesislerin Türkiye’ye taşınıp monte edilmesidir.
Son yıllarda, henüz belirgin bir sonuç alınmamış olsa da enerji sektöründe arz tarafı yönetimi politikalarının yanı sıra, talep yönetimi ve enerji verimliliğinin arz kaynağı olarak görülmesi için çok önemli adımlar atılmaya başlanmıştır. Bu anlayış değişiminin en önemli göstergesi, 2007 yılında yürürlüğe giren Enerji Verimliliği Kanunu’dur. Esasında ülkemizde 1995’ten itibaren birçok yönetmelik çıkmış ve bunların içerikleri 2007’deki Enerji Verimliliği Kanunuyla hemen hemen aynı olmasına rağmen bu kanunla birlikte enerji verimliliği çalışmaları daha fazla dikkat çekmeye başlamıştır. Akabinde 2008 yılında yürürlüğe giren Enerji Kaynaklarının ve Enerjinin Kullanımında Verimliliğin Artırılmasına İlişkin Yönetmelik ve Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği bu sürecin en önemli kilometre taşları olarak yer edinmiştir. Türkiye’de enerji verimliliği faaliyetleri Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü (YEGM) tarafından yürütülmekte olup, 2009 yılında Türkiye genelinde enerji verimliliği faaliyetlerini yürütmek üzere enerji verimliliği danışmanlık (EVD) şirketlerinin yetkilendirilmesine başlanmış, 2011 yılı itibariyle yeni yapılan binalara enerji kimlik belgesi (EKB) zorunluluğu getirilmiş olup, Enerji Verimliliği Kanunu uyarınca 2017 yılına kadar ise mevcut tüm binalara enerji kimlik belgesi (EKB) düzenlenmesi zorunluluğu söz konusudur.
2012 yılında Yüksek Planlama Kurulu; kamu kesimi, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının katılımcı bir yaklaşımla ve işbirliği çerçevesinde hareket etmesini sağlamak, sonuç odaklı ve somut hedeflerle desteklenmiş bir politika seti belirlemek, bu hedeflere ulaşmak için yapılması zorunlu eylemleri tespit etmek, ayrıca süreç içinde kuruluşların yüklenecekleri sorumlulukları tanımlamak için bir Enerji Verimliliği Strateji Belgesi yayınlamıştır. 2012-2023 yılları arasında Türkiye’nin enerji verimliliği konusundaki yol haritasını belirleyen bu belge ile 2023 yılında Türkiye’nin GSYİH başına tüketilen enerji miktarının (enerji yoğunluğunun) 2011 yılı değerine göre en az %20 azaltılmasının hedeflenmiştir.
Bugüne kadar yapılan çalışmalar sonucunda Türkiye’de mevcut durumda halen bina sektöründe %30, sanayi sektöründe ise %20 oranında enerji tasarruf potansiyeli bulunmaktadır.
